top of page
NİLGÜN BODUR ARAMA SONUÇLARI

"" için 167 öge bulundu

Blog Yazıları (22)

  • Yoksa Siz de mi "Deli" siniz?

    Deli mi, aydın mı? : İki farklı sıfat, tek fark Başkaları için "Deli mi acaba yoksa bilge mi?" diye düşünerek güzel beyninizi yormadan önce bu iki sıfat arasından sizi betimleyenin hangisi olduğunu düşünmeye ne dersiniz? Kendinize yakıştırdığınız seçenek ne yazık ki gerçeği yansıtmayabilir. Aklınızı mı oynatıyorsunuz yoksa aydınlanıyor musunuz? İşte bu soruyu hakkıyla cevaplayabilmek için önce biraz vakit ayırıp bu yazımı okumanızı tavsiye ederim. Yazıma devam etmeden önce bu blog yazısını okumak yerine dinlemeyi ya da izlemeyi tercih edenler için YouTube video linkini de paylaşmak istedim. Okumaya devam etmek isteyenler ise aşağıdaki linke tıklamadan devam edebilir. 2014 yılında Youtube’da yayınlanmış olan ve benim de 4-5 yıl önce keşfettiğim, izlediğimde beni çok etkileyen bir TED-X konuşmasına geçtiğimiz günlerde tekrar rastladım. Konuşma aynıydı tabii. Ama ben farklıydım muhtemelen. Çünkü genellikle yıllar önce izlediğim ya da okuduğum ve beni o anda etkileyen şeyler, yıllar geçtikçe çok da anlam taşımaz benim için. Zaten taşısaydı sorun olurdu. Hiç değişmemişim ya da hiç gelişmemişim demek olurdu çünkü bu benim için ya da "at gözlüğüne" sahip olan biri olduğumu gösterirdi. "Hiç anlam taşımazlar" demek de haksızlık oldu geçmişin oldukça anlamlı öğretilerine. "Yavan geliyorlar bugün bana" demek daha doğru olacak sanki. Nasıl anlatayım, bilemedim. Hani mantıya eşlik eden yoğurda sarımsak koymamanın ağızda bıraktığı tat gibi bir yavanlık. Yine yiyorsun ama bir şey eksik diyorsun… Fakat bahsettiğim videoya geçtiğimiz günlerde denk gelip tekrar izlediğimde, ağzımda bıraktığı tat, bu kez yoğurda sarımsak eklenmiş olmasını farketmemden çok daha fazlasıydı… Kalorisinden kaçmaktan ötürü yıllardır yemediğim ama çok özlediğim o pul biberli tereyağı vardır ya; onu da gezdirdiler sanki mantının üzerine ben videoyu tekrar izlerken . Anlayacağınız, tadına doyamadım bu kez izlediğim videonun. Bahsettiğin Ted-X konuşmasını yapan ise film yapımcısı, fotoğrafçı ve usta belgeselci, Phil Borges. 25 yılı aşkın süre, yerlilerin yaşamları ve kabile kültürleri üzerine araştırmalar yapmış olan ve dünya çapında bilinen belgesellere imza atan bir idealist. Çalışmaları dünya çapında müze ve galerilerde sergilenen belgeselcinin izlediğim TED X konuşmasını yapması için davet edilmesinin sebebi ise CRAZY WISE adlı ödüllü belgesel filmi… Özetle psikolojik krizleri olumlu bir deneyime dönüştüren bireylerden neler öğrenilebileceğini anlatan bir belgesel. Böyle yazınca da kendi kendime gülümsedim çünkü belgesel beni anlatıyor sanki. Ama sonuncu psikolojik krizimi henüz olumlu bir deneyime dönüştüremedim. Zaten dönüştürebilsem, Phil Borges bile duyardı ve yeni bir belgesel daha çekerdi, emin olun… Fakat belgeselin içeriğinden ziyade, yaptığı konuşmanın sonunda insan ruhu konusunda  izleyicilerle paylaştığı öznel ve cesur bakış açısı tüylerimi diken diken yaptı. Bu sebeple sizlerle de paylaşmak istedim. Biliyorsunuz ki, insan psikolojisi konularında anlatılanlar, öğretilenler, bilinenler çoğunlukla mutlak gerçek değildir. Ama bazen gerçekler acı geldiğinde yaşayana; kulağa ve akla mantıklı gelen farklı bakış açıları ‘plasebo’ etkisi yapabiliyor insanlarda. Özellikle de ruhu hali hazırda acı gerçeklerden mütevellit hastalanmış ve aklı selim kalabilmek için kendini onaylamaktan tükenmiş yorgun ruhlarda. Phil Borges, kabile kültürlerine olan ilgisi sebebiyle araştırmalar yapmak için bizzat o kabileleri ziyaret ederken, henüz teknolojiden nasibini almamış, içinde bulunduğumuz modern çağda bile iptidai yaşamlar sürdürülen bu kültürlerin kendisine, kazandığımız şeyler kadar kaybettiğimiz şeyler olduğunu gösterdiğini söyleyerek başlıyor konuşmasına. "Fark ettiğim şeylerden biri, ilişkilerin çok farklı olması." diyor. "Sadece insanlar arası ilişkiler farklı değil, insanların tabiatla olan etkileşimleri de sıra dışı." Seyahatlerinde tanıştığı Hawaiili bir kadın, bir yengecin bir delikten kum çıkardığını gördüğü esnada "Kum, kuzeye doğru dağılıyor, demek ki yarın bir fırtına gelecek" dediğinde ve fırtına da geldiğinde, "Doğayla ilişkimizin, televizyondan izlediğimiz hava durumu özetlerinden ibaret olduğunu anladım" diyor, Borges. "İnsanların birbirleriyle olan ilişkileri de çok farklı demiştim." diyerek devam ediyor ünlü belgeselci. "Bağlı oldukları belirli bir kurumları yok, sosyal güvenlikleri yok, huzurevleri yok, sağlık sigortaları yok. Hayatta kalmak için birbirlerine tamamen bağlılar ve bir statü farklılıkları da yok." diyor. Düşünsenize, özel veya devlet hastanesi ayrımı da yok. Şartlar herkes için eşit. Daha çok parası olan daha şanslı addedilmeyince de tabii; kıskançlık, fırsatçılık, yarış, statü kavgası ve ego da yok. Olmayanı hakir gören, olanı da dolandırıcı bilen yok. Çünkü ortada para ve paranın satın aldığı bir şey yok. Belgeselci doğa ve insanlarla olan ilişkilere birçok örnek verdikten sonra, insanların ruhla olan ilişkisinden de bahsetmek istediğini söylüyor ve işte beni o çok etkileyen ve tüylerimi diken diken yapan yorumunu da bu konuyu anlatırken yapıyor. 25 yıl önce Tibet'te bir proje için çalışırken Tibet bölgesinin kahinliğini yönlendiren ve Dalai Lama'nın baş kahini ünvanını taşıyan bir medyumla röportaj yapmak için verdiği uğraşların sonucunda onaylandığını öğreniyor ve kendisine belirtilen saatte söylenen adrese gidiyor. Röportaj için seçilen mekanın o sırada içerisinde 60 keşişin bulunduğu çok da büyük sayılmayacak bir manastır olduğunu anlayan Borges, içeri giriyor ve beklemeye başlıyor. Bir süre sonra röportaj yapacağı medyumun içeri girdiğini ve içeri girer girmez de, keşişlerden birkaçının telaşla medyumun kafasına kocaman bir şapka yerleştirdiklerini gözlemliyor. Akabinde medyumu kendisi için hazırlanmış olan özel bir alana oturtuyorlar. Kendisi oturmuyor yani… Ayakları elleri tutuyor kahinin bu arada ama birileri kucaklayıp oturtuyor Günümüzde devlet başkanlarının bile herhangi bir koltuğa ya da sandalyeye kendi kendine oturduğunu görüyoruz, değil mi? Medyumluğa olan saygıya bakın lütfen. Halk için devlet başkanından bile önemliler. "Medyum ya da kahin ya da şaman, ne demek isterseniz onu seçin çünkü çok fazla kelime var onlar için kullanılan. Her bölgede hitap şekli farklı" diyerek devam ediyor Borges. Kahin şapkası itinayla başına yerleştirilip, özenle kendisine tahsis edilen alana oturtulurken diğer keşişler de boş durmuyor tabii. Guruları içeri girer girmez davullarını çalmaya ve şarkılar söylemeye başlıyorlar. Kendi kendime "Bir gün şöyle karşılanmadan bu hayattan gidersem, vallahi gözüm arkada kalacak" dedim ben de Borges'i izlerken. Medyum transa girmiş gibi dingin ve oldukça havalı otururken birdenbire tiz bir sesle konuşmaya başlayınca diğer keşişler de telaşla kahinlerinin ağzından çıkan her bir kelimeyi yazmaya başlamışlar. Fakat yaklaşık beş dakika sonra, medyum aniden fenalaşıp bayılmış ve bu kez de keşişler onu kucaklayarak apar topar  odadan çıkarmak zorunda kalmışlar. Buna şahit olan ve ne olduğunu merak eden Borges "Bu gösteri miydi? Kalp krizi mi geçirdi yoksa?" diye herkese sormuş ama cevap alması mümkün olmamış ve oteline dönüp haber beklemeye başlamış. İki gün sonra beklediği haber gelmiş ve medyumla röportajı için yeniden saat ve adres verilmiş. Videoyu izlerken benim de aklımdan geçenler oldu. Mesela ben bir ömür boyu konuşsam da bayılma hakkım yok gibi. Çünkü bir topluluğun önünde anlatıp anlatıp bayılırsam, anlattıklarımın önemi kalmaz ki… Bayılıyor muyum yoksa ? Çünkü o hissi yaşıyorum ki hiç bayılmasam da. Saatlerce tane tane konuşsam da. Bu arada belgeselcimiz anlatmaya devam ediyor ve Thupten’in, yani kâhinin, o zamanlar 30 yaşında olduğunu belirtiyor. Videonun çekildiği 2014 yılında ise 50 yaşlarında olması gerekiyormuş. Röportajına bu bayılma anı hakkında sorular sorarak başlamış. O gün manastırda söylediği hiçbir şeyi hatırlamadığını söylemiş kâhin de ona. Trans halindeyken hiçbir şey hatırlamazmış. Hemen ardından, uzun süre kendini çok zayıf hissettiğini de belirtmiş kâhin. Gazetecimiz bu konuda merakını giderdikten sonra asıl merak ettiği konu hakkında yöneltmiş sorusunu: "Nasıl medyum oldunuz ve diğerleri değil de neden siz? Hemen cevap veriyor kâhin de… Medyum, guru, üstat artık her neyse. "Bilirsin belki, bu konularla ilgileniyorsan tabii" diye başlıyor cevaplamaya. "Küçük yaşta anlaşıldı her medyumda olduğu gibi. Kafamın içinde sesler duymaya başlamıştım. Kendimi  hasta hissediyordum ve kafam çok karışıktı. Çok da korkuyordum aynı zamanda. Aslında ya öleceğimi ya da kendimi öldüreceğimi düşünüyordum sürekli". Bu durum bir şekilde aileye aksediyor ve akabinde haber salınıyor etrafa ve evlerini yaşlı bir keşiş ziyaret ediyor sonunda ve diyor ki, “Bak evladım, senin çok özel bir yeteneğin var. Sen seçilmiş bir insansın. ve merak etme sakın. Ben sana  transa girip çıkmayı öğreteceğim. İşte o zaman bu özel gücünü kontrol edebileceksin” Hatta elleriyle besliyor keşiş çocuğu , "özel" olduğu için ve eğitimi için bir yıl boyunca o evde yaşıyor.. Ve inanır mısınız, filmin sonunda kimse nankörlük yapmıyor. Karşılık beklemiyor. Bilim kurgu filmi gibi. İki taraftan biri kazık atmadan nihayetlenen bu serüvende vuku bulan ve kulağa masal gibi gelen, karşılıksız, beklentisiz ve çıkarsızca sergilenen özen ve ilgi beni derinden etkiledi. Beni annem böyle sevmedi çünkü İşte o çocuk o gün ve ölmediyse bugün, Dalai Lama'nın baş kâhini, Tibet'in onuru, gururu, umudu, filozofu ve gururu oluyor. Zamanın en büyük, en ünlü, en saygıdeğer kahinlerinden biri olarak da tarihe geçiyor. Borges, iki yıl sonra, Uluslararası Af Örgütü için başka bir proje için Kenya’nın kuzey kesiminde bulunan Samburu bölgesinde yerlilerin fotoğraflarını çekerken rehberi bir ara ona dönüp ve diyor ki: "Biliyor musun, bizim medyumlar birkaç gün önce bana  fotoğraflarını çekmek için birinin geleceğini hissettiklerini söylediler. " Fazla düşünmüyor bu kehanet hakkında gazetecimiz tabii ki. Yani pek şaşırmıyor ve tepki vermiyor. Rehber çocuk konuşmaya devam ediyor yine de: "Ayrıca dediler ki, o kişi onların fotoğraflarını çekerken yanlarında olmayacakmış. Çok uzaktan ve saklanarak çekecekmiş.” Gazeteci kırıcı olmak istemese de rehberinin bu olağanüstü sandığı ama kulağa saçma gelen kehanetlerine bir son vermek için: "Hayır, saklanamam ve uzakta duramam, çok kısa lensler kullanıyorum ben portre çekerken ve genelde o kişinin tam önünde duruyorum. Üzülmeni istemem ama belki de bu kez kahinlerin pek de doğru tahminlerde bulunamamışlar" diyor. Borges akşam olduğunda ona tahsis edilen eve dönüyor ve ertesi gün yapacağı çekim için alışkanlığı gereği yatmadan önce malzemelerini hazırlıyor, lenslerini temizliyor, çantalarını topluyor… Ve o sırada daha önce hiç kullanmadığı yeni kamerasını getirmiş olduğunu hatırlıyor ve çocukla konuşurken de bunun aklından çıkmış olduğunu fark ediyor… İlginçtir ki; yeni kamerası panoramik bir kameraymış ve bu tür kameranın odaklanabilmesi için çekilecek objeye ya da insana oldukça uzak durmak gerekiyormuş. "Tesadüfe bak" diye düşünüyor Borges ama konunun fazla üstünde de durmuyor. Sabah oluyor ve  bu kez de büyük bir projenin küçük bir bölümü olarak yine bir kahinle yapacağı kısa bir röportaj ve fotoğraf çekimi için yola koyuluyor. Ama işte o gün gazetecimiz , kahinlere duyulan inancı ve saygıyı tekrar tecrübe ettiği için ileride bir gün sadece kahinlerle ilgili bir belgesel hazırlama fikrini kafasına koyuyor. Ve çekimini yapmaya gidiyor. O gün röportaj yapacağı ve fotoğraflarını çekeceği kâhin; Sukulen adlı, 37 yaşında, beş çocuğu olan bir kadın… Röportaj esnasında Sukulen'in de Dalai Lama'nın medyumuyla birebir aynı hikâyeye sahip olduğunu anlıyor.. O da 12 Yaşındayken görsel halüsinasyonlar görmeye başlamış., sürekli başı döndüğü için kendisini hep hasta, yorgun ve halsiz hissetmiş. O da sonunda bu durumu büyükannesine anlatmış ve büyükannesi de dinledikten sonra demiş ki: "Biliyorsun, değil mi? Senin özel bir yeteneğin var, sakın korkma. Hasta değilsin, özelsin" ve o andan sonra Sukulen'i bu konuda her daim desteklemiş. "Kelimenin tam anlamıyla" diyor gazetecimiz "Tüm dünyayı dolaştım kahinlerle ilgili özel belgeselimi hazırlarken" ve oldukça uzun süren ön hazırlık süresince dünyanın 4 bir yanına dağılan ve farklı kültürlerde farklı kelimelerle hitap edilseler de aynı konumda olan ünlü şamanların, guruların, kahinlerin, medyumların yerlerini belirliyor. Yaşadıkları bölgede bulunan insanlara sormadığınız sürece kim olduklarını tahmin edemeyeceğiniz ve genellikle de izole yaşayan kişilermiş bir çoğu. Bir Moğol şamanı ile röportaj yaparak başlamış gazetecemiz belgeseline Ve 8 yıl sonunda toplamda birbirlerinden çok uzak bölgelerde yaşayan toplamda 40 guruyla röportaj yaptığını, hepsinin aynı yaşlarda başlayan aynı halüsinasyon hikayesine sahip olduğunu ve sonrasında ise bilge bir yaşlı, bir şaman ya da aile üyesi tarafından yönlendirilerek şaman olduklarını şaşkınlıkla gözlemlediğini belirtiyor. Tabii ki medyumlar genellikle "çağrı" olarak adlandırıyorlarmış bu yaşadıkları ilk halüsinasyonları. Borges ise röportaj yaptığı kişilerin "çağrı" olarak adlandırdıkları tecrübenin aslında psikolojik bir kriz, şizofreni belirtisi ya da şizofreni başlangıcı olduğunu da anlamış tabii ki bu süreçte. "Tüm bu belirtilere ek olarak ortak bir konu daha vardı hikayelerinde" diyor belgeselci. "Yaşadıklarını anlattıklarında onlardan şüphe duymayan, onlara güvenen, onlara ömür boyu destek veren, eğiten ve onlara kendilerinden bile çok inanan bir akıl hocaları vardı. " Ulusal Ruh Sağlığı Enstitüsü'nden bazı istatistikler paylaşarak devam ediyor konuşmasına Borges.. "Beşimizden biri hayatımız boyunca psikolojik bir kriz yaşıyor ve bu şu anda yükselen bir rakam. 20 kişiden biri bu yüzden iş görmez hale geliyor ve tüm bu vakaların %50'si 14 yaşından önce gerçekleşiyor Bu arada, az önce bahsettiğim şamanların çoğu ya ergenlik döneminde ya da ilk gençlik yıllarında halüsinasyon yaşamış insanlar." Ve belgeselcimiz kabile yaşamının insan - ruh ilişkisinde de modern kent yaşamından çok farklı olduğunu bu röportajlar sayesinde gözlemleyebildiğini söyleyerek devam ediyor konuşmasına Şu cümlelerinde gözlerimi dolduruyor usta gazeteci. "Alnında akıl hastalığı damgası varsa ya da dosyanda, ya da arkandan konuşulanlarda, bir iş bulamazsın. Şeker hastası olmak ya da kanser olmak gibi bir şey diyorlar uzmanlar. Değil işte. Bu ne yazık ki insan hayatında  tecrübe edeceği en büyük damgalanma. Ve özellikle de bu halüsinasyonları gören eğer ki bir çocuksa, Ve ona ne olduğunu bilmiyorsa., anlayamıyorsa ve gün gelip paylaşırsa doktora götürülür tabii ki modern şehir yaşamında. Doktor der ki satır aralarında ya da açıkça, 'Sen hastasın artık ve bu senin gerçeğin.' Yaygın tedavi yöntemi olarak da genellikle aile, çevreye acı içinde haber salmak, çocuğu okuldan almak, önüne gelene dert yanmak, ağlamak, vahlamak  yöntemlerinin yanısıra , doktorun reçeteye yazdığı ilaçlarla semptomları bastırmayı da eş zamanlı olarak kullanır. Hasta, hasta olduğunu zorla öğrenir ve yine zorla izole edildiği için "çok izole" olur sonunda. Hangi ilaç bu durumda birini iyileştirir ki ? " Ve şöyle devam ediyor Borges: Eğer ki bu insanları oldukları yerde tutarsan, eğer ki onları damgalamazsan, eğer ki onları etiketlerle korkutmazsan ve onlara kırıldıklarını ya da bozulduklarını söylemezsen ve eğer ki gönülden destek verirsen, her daim onlara özel olduklarını söylersen ruhları bu şamanlar gibi kendi kendini iyileştirebilir" diyerek bitiriyor konuşmasını… Ama ben de birkaç cümle eklemek istiyorum bu beni derinden etkileyen bakış açısının bana verdiği güce dayanarak. Birkaç cümle dedim çünkü ben tek cümle ile açıklayamam hiçbir duygumu, düşüncemi... Ayıp olur ikisine de çünkü... Savunduğuma değer vermek mi diyelim, gevezelik mi bilmem ama şunu bilin ki hangi sıfatı seçtiyseniz şu anda ekran karşısında benim için; bir insanın bir diğerinde yarattığı etkinin önemini anlatacağım size işte o birkaç cümlemle. Şifacı mısınız yoksa damgacı mısınız, okuduktan sonra cevabınıza göre kendiniz karar verin. Ve doğru olanı da siz seçin. Değişin diyemem belki…  Ama kimsiniz bilin. Olumlu ama küçük bir bakış açısıdır belki elinizdeki ve önemsiz gelir size ama bir gün o açı, birinin hayatını değiştirir işte öyle bir iki dereceyle. İşte ben de doğruları değil inandıklarımı anlatacağım size. "Bana ne?" demeyin ama diyorsanız da kapatın kendinizi evinize; izin verin, güzel bakanlar biraz gezsin dışarlarda. Ben çünkü, kim olduğumu öğrenmek için kendi canımı çok yaktım ama bir başkasınınkini asla… Çok önemli bir maharet de değil. Övünmek için söylemedim yani. Var böyle insanlar. Ama yolculuklarında damgalanıp evlerinde saklanıyorlar. Egosu da tatmin ister insanın. Buna da eminim ama egonun tatmini için bir diğer insanı kullanmayın. Kötülüklere odaklanmadım ben hiç. İnsanlarda kendilerinin bile görmediği güzellikleri gördüm. Potansiyellerini söyledim onlara. En azından söylediğimde birini mutlu ettim. "Para ödeyin" de demedim onlara. Söylerken ben de bir şey kaybetmedim. Sebebini anlamadım ama hiç. Ben niye böyleyim? Çok uzun bir hikâye aslında. Kısaca belirteyim burada ama. Kendimde olduklarından değil de olmalarını çok istediğimden, çeşitli güzellikleri ya da yetenekleri çok zorlanarak da olsa tek başıma çıkardım ben. Tek başıma diyorum çünkü belki de ilk hatamı aynı o şamanlar gibi ilk ailem gördü benim de. Hata dediğim de onlardan farklı olmak. Halisünasyon görmek ya da gaipten sesler duymak değil. Damgayı toplumdan yemeden önce farklı olmamdan dolayı evde damgalandığım için de yıllar sonra iki yol çıktı önüme. Başkalarını damgalamak ya da damgalananlara hatalarının, farklılıklarının, aslında yetenek olduğunu anlatmak… Şans belki. İkincisini seçtim ama bir şaman olamayacağımı hep bildiğimdendi bu belki de…Ben hep bir başkasını şaman yapmak istedim. Damgayı ilk adımda yapıştırırlarsa çünkü en güvendiklerin, el aleme de anlatamazsın... Damga diyorum, alnının tam ortasında, görüyorlar saklasanız da... Bir insanın bir başkasına olan inancı şaman yapabilir işte bir akıl hastasını. Ve çok zeki, çok erdemli, iyi kalpli, çok akıllı bir insanı ise akıl hastası yapar en yakını sandığı. Bu sebeple her daim derim: "Siz karşınızdakinin aynasısısınız. Ne düşünüyorsa o olursunuz" Bu sebeple önce iyi bir kalbe sahip olun ve sonra kalbinizin iyi olduğuna inanan insanlar bulun. İki kişi ele ele dünyayı yerinden oynatırsınız ve sonuçlara siz bile şaşırırsınız Buna eminim... "Okuya okuya kafayı yedin" dendi bana 3 yaşımdan beri. Erken okumam mucizem değil, deliliğim bilinirdi. Günlerde göbek atmadığım için sanırım ve dedikodu ya da fitne yapmadığımdan ve her şeyi sessizce gözlemlemeyi tercih edip anlatılanlara, dedikoduya, başkalarının sahip olduklarına ya da sahip olamadıklarına ilgi duymayı çok istesem de başaramadığımdan dolayı en çok hemcinslerim tarafından dışlandım. Ben anlatmaya çalıştım ama anlamadıklarında da uzaklaştım. Hiç kızmadım. Benim arkamdan da çok konuşuldu. Klasik Türk kadını felaketi. Ne önemli bir acı değil mi? Ben onu da takmadım. Çok çalışmam lazımdı. Aile bakıyordum çünkü. Hatta "Boş kadın, dolu silahtır" demiştim bir kitabımda. "Patlar" Patlıyorlardı zaten çevremdekiler ama kör oluyor gözümüz en sevdiklerimize. Anlamıyorsunuz patlasalar bile elinizde, gözünüzün önünde... Çok küçükken damgaladılar beni dedim ya damgalanan insanların kaderi sanırım. Yıllar boyu çalıştım, aileme destek olmak ve tek tabanca çalışmak yük gelmedi asla bana. Fakat zamanla iyi bir kariyer yapınca, iş hayatında başarılı sayılınca, kitap falan da yazınca, yazdıklarım okununca damgam silindi sandım. Gururlandırdım sandım çevremdekileri. Emin değilim ama tam anlayamadım. Çünkü dedim ya; vaktim yoktu. Çalışmam lazımdı. Soluklanıp olanı biteni izleyecek zamanım hiç olmadı. Ama sizi damgalayanlar, tam da aksini ispat ettiğinizi sandığınızda öyle filmlerdeki gibi pişman olup da yanlış düşünmüşüm galiba demezler. İnsan beyni her daim kendini kayırır ve sürekli kendini haklı çıkarmak için çalışır ya işte bu yüzden bu tür durumlarda tam tersine, onları yalancı çıkardığınız için kızarlar bu kez de size. Rekor kırınca ikinci kitabım, şampanya patlatmadılar mesala bizim evde… Benim ailem, belki de birçok Türk ailesi gibi - ya da ben öyle zannediyordum - hep izole ve mutsuzdu. Mutluluk paylaşılması ayıptı sanki. Dedim ya damgam silindi sanıyordum ama bazen cümleleri de duyuyordum. "Senin ne edepsiz olduğunu bilseler" dedi annem, kitabım çıktıktan hemen sonra… Çok defa... Onun hoşuna gitmeyen bir şey ağzımdan çıktığında. Küfür falan da değil bu arada… "Anne, ne olur üzme kendini" dediğimde bile üzülürdü, küserdi benim annem. Üzüntüsü geçerse hatırı sorulmaz sanırdı… Onu bile anladım. Ben zaten başkalarını anlamak için programlanmışım. Ama böyle mutluydum ben… Damgamı siliyordum çünkü o sırada… ve bunu başardığıma inanıyordum. Söylemek istediğim şu, damga silinmiyor asla. Yanınızdaki silmek istemiyorsa... Pişmanlık duyup yanlış çıkmak istemez dedim ya insan, şöyle bir duygu yaşanıyor sanırım: "Biz deli diyorduk ama bir sürü takipçisi oldu şimdi. Millet ne der yalanlarımıza? Bu akıllı akıllı konuşuyor ekranlarda." Yani gururlandırdığım için daha çok kızılıyormuş bana aslında. Beyin de çok garip bir organ. İnandırıyor kendini kendisini bile söylediği tuhaf yalanlara. Her atasözünü sevmem ama çok sevdiğim bir atasözü var konuyla ilgili. "Adın çıkacağına canın çıksın." Özellikle ülkemizde çok geçerli ve geçerliliğini asla yitirmeyecek gibi. Yalanlarına daha kolay kanabilmek için o beyin, o yalanı gidip başkalarını da anlatıp rahatlıyor ve nedense anlattıkları kişiler de, onlara anlatılanları irdelemeyen, sorgulamayan, mantık aramayan, hakkında konuşulan kişiye söz hakkı tanımayan, ve belki de anlatılanlara inanmaya çok teşne kişilerden özenle seçildiği için de, "delilik" denen şey işte bazen toplu yaşanabiliyor. "Canlı bombaların nasıl beyni yıkanır ki böyle?"  diye düşünürdüm ben. Sizde düşünmüşsünüzdür eminim. Hiç düşünmeyin... Bence insanlar kendi beyinlerini tırnak törpülerken bile  kendi kendilerinene yıkayabiliyorlar işte.. Velhasıl kelam, başarı mı, takipçi mi, aşk mı, para mı, ne varsa elimde; hak etmediğimi düşünmüşler… Silememişim o damgayı... Çok köklüydü çünkü... Bu sebeple düşünün şimdi Başkalarındaki yanlışı görüp doğru yapmak için ben neden bir ömür uğraş vermişim? Ruhunda hasar olan insanlar var evet. Ama damgalayanlar onlar. Bakın ikisi de ruh arızası ama damgalananlar genelde diğerlerine maruz kalanlar... Yanlış gördüğünüz şeyde bile potansiyel bulun, lütfen... Çıkmıyorsa da çekip gidin ama küsmeyin ve devam edin buna. Ama yüzüne vurup da hatasını ya da farklılığını bir insanın; her daim ego tatmin etmeyin... Anlıyorum o duyguyu da… Beslenmek istiyor eksik egolar. Benim gibi hayata başlayanlar belki onlar ama seçmek elinizde hala... Egonuzu tatmin etmek isterseniz insanlara yardım edin. Ben o yolu seçtim ve deli deseler de pişman değilim İki tür ruh hastalığı var ya da kişilik bozukluğu. İşte artık her neyse... Başkalarına zarar veren arızalar ya da kendine zarar veren arızalar… Bu iki delilikten hangisini seçmek istersiniz? Ben bir başkasına zarar vermeyi istemedim. Gireceksem kendi günahıma girdim. Kendi hakkımı yedim. Hesabı kendime verdim. Bulun şimdi bozulmuş, kırılmış bir insanı ve bir güzellik görün onda... Ve karşılık beklemeden söyleyin onlara yüksek bir sesle. Çok zor duyacaklardır emin olun ama bağırın lütfen... Bir şizofrene guru derlerse bir ömür; olur ama bir guruya deli dersen de deli olur. En yakınlarınıza bakın ama iyice. Görmek çok zor çünkü Dünyayı kurtarmaya gidiyorum dediğinizde; en yakınınız dediğiniz o kişi: "Yolcu edeyim seni" deyip bir maşrapayla ardınızdan su döküp sıkıca sarılıp ve kulağınıza size inandığını fısıldayarak mı uğurlar sizi ? Öyleyse, o insanı sakın kaybetmeyin. Belki ikiniz de delisinizdir ama dünyayı kurtarmaksa hayaliniz kimseye zarar vermezsiniz ve bir de ellerinizi bırakmamayı başarırsanız kim bilir belki de dünyayı siz kurtarır, tarihe bile geçersiniz… Kötülüğe, negatife, tuhaf hislere, diken üstünde yürümelere ve ne yazık ki bir halta yaramayan çevre eleştirilerine açmam ben kapımı artık. "Hızır" demiştim bir videoda "Gelse kapıma, ağzını burnunu kıracak kadar korkuyorum insanlardan" Bu da geçer ama... Çünkü ben dünyayı kurtarmaya giderken maşrapası elinde hazır bekleyerek beni uğurlayacak biri var hayatımda. Dedim ya kilitledim kapıları pencereleri artık kötülere. Ama her daim açıktır benim kapım delilere… Sizin görmediğiniz bir güzelliği gösteren olursa size bu hayatta, her zorlukta bu sözümü hatırlayın: "Dünyanın en şanslı insanısınız. Bu sebeple o zorluk her neyse onu da atlatacaksınız." Nilgün BODUR NİLGÜN BODUR İLETİŞİM LİNKLERİ: NİLGÜN BODUR ONLINE RANDEVU NİLGÜN BODUR SOSYAL MEDYA KANALLARI INSTAGRAM FACEBOOK YOUTUBE SPOTIFY TWITTER PINTEREST LINKEDIN NİLGÜN BODUR RESMİ WEB SİTESİ NİLGÜN BODUR KİTAPLARI ONLINE SATIŞ LİNKLERİ TÜM KİTAPLARI KAİDEYE TAMAH ETMEYEN İSTİSNADIR HAYAT AKILLANDIM ARTIK ŞİMDİ DAHA DELİYİM YANLIŞLIKTAN DEĞİL YALNIZLIKTAN SEN GİTTİN YA BEN ÇOK GÜZELLEŞTİM SIRADAKİ TEŞEKKÜRÜM BANA YANLIŞ YAPANLARA

  • Manipülasyon

    Bu İnsanlara Dikkat Edin! Konumuz, manipülatörler ve manipülasyon Birçok insan sosyal medyada paylaşılanları okuyor ve YouTube’da, Facebook’ta videolar izliyor ve bazen ortalıkta dolaşan, hatta dolaşan demek yanlış oldu; havada uçuşan terimleri duyabiliyor, ancak ne duyduklarından emin olamıyorlar, örneğin gaslighting, manipülasyon, narsisizm, anti sosyal vb gibi şeyler. Bazılarınız bu terimleri hiç duymamış bile olabilirsiniz… Bugün bu kelimelerden “manipülasyon” hakkında konuşmak istedim. Yazıma devam etmeden önce bu blog yazısını okumak yerine dinlemeyi ya da izlemeyi tercih edenler için YouTube video linkini de paylaşmak istedim. Okumaya devam etmek isteyenler ise aşağıdaki linke tıklamadan devam edebilir. Çünkü bu kelime aslında tüm mutsuz ya da depresyonda olan insanların sorunlarının ana sebebi. Aşk, kariyer, para, sağlık falan değil inanın; insanların mutsuzluğunun sebebi. Onlar için mücadele verirken yolda karşılarına çıkan manipülasyonlar ve vicdansız manipülatörler. Manipülasyon, tüm narsisistik, bol çatışmalı, zor ve günümüzde “toksik” diye de adlandırılan ilişkilerde o kadar klasik ve olmazsa olmaz bir dinamik ve bu sebeple bu kelimeye tek başına hak ettiği değer verilmiyor diye düşündüm. Ve bu yüzden kendisi hakkında bir yazı yazmak istedim. Manipülasyonun sözlük tanımıyla başlamak gerekir diye düşündüm bu yazıma. Sözlükler, manipüle etmek yüklemini , bir kişiyi veya durumu akıllıca ama haksız veya vicdansız bir şekilde kendi çıkarı doğrultusunda kontrol etmek veya etkilemek olarak tanımlıyor. Manipülasyon kelimesi ise, tanımı gereği, kendisine hizmet eden manipülatörün bir hedefe ulaşmak için gerçekleştirdiği eylem. Ve bu eylem manipüle edilenin çıkarına olmuyor tabii ki. Ancak, bu çıkarcı ve bencil insanlar sizden olarak ne istedikleri ve neden sizden bir şey istedikleri veya neden sizin yardımınıza ihtiyaçları olduğu konusunda şeffaf olmak yerine, istediklerini vermeniz veya amaçlarını gerçekleştirmeliyiz için sizi cümlelerle ve davranışlarla etkilemeye çalışırlar. Üstelik hassas duygularınızla resmen satranç oynayarak. Manipülasyon, karşısındakine suçluluk, utanç, zorunluluk, düşük öz değer ya da düşük öz saygı, kafa karışıklığı, kaygı, yeterince iyi olmama korkusu verilerek yapılır. Ve yapılan da yapan da ne yaşadığını pek bilmez. Yapan bilerek yapıyorsa zaten onun adı manipülatörlükten daha farklı bir şeydir kesin. Ben teknik terim bilemediğim için şerefsizlik veya adilik demeyi tercih ediyorum. Hepimizin sahip olduğu çok savunmasız alanlarda raks ederek gerçekleştirir manipülatörler emellerini. Manipülatif bir kişinin manipüle etmesi çok kolaydır. Hobi gibi. Sık yapıldığında, önem verildiğinde, zaman harcanıldığında git gide güzelleşiyor sonuçlar, profesyonelleşiyor. Ve özellikle eğer ki i̇kili ilişkideki bir kişi karşısındakinin ayrılma ya da terk edilme korkusu olduğunun fark ederse, o korkuya mutlaka büyük zevkle oynayacaktır. Ve sizde onlara bu oyun sonucunda alınganlık, öfke, umursamama gibi bekledikleri tepkileri verirseniz oyunun galibi bellidir. Ve bu tepkiler genellikle manipülasyonun işe yaradığının en açık göstergelerinden biridir. Genellikle manipüle edilenler, vicdan ve merhamet sahibi, duygusal kişiler oldukları için bu yöntemler onlarda çok iyi çalışır çünkü onlar kendilerini rahatsız eden şeyden, o şey her ne ise işte ondan kaçınmak i̇sterler. Yani karşındakini üzmemek, pişmanlık yaşamamak, insanları kötü durumda bırakmamak için kendi zamanlarından, paralarından, aşklarından, işlerinden verip karşılarındaki için fedakarlık yaparlar. Bana göre suçluluk, insanların en çok kaçınmaya çalıştığı en rahatsız edici duygudur. Hatta bazen yanlış bir kelime, hiçbir zaman insanların hayal kırıklığına uğramasını istemezler. Mesela bir ilişkinin bitmesini ya da o ilişkideki dengelerin değişmesini istemiyorsun, zaman ve emek harcamışsın, yatırım yapmışsın, yani resmen borsaya yatırım yapmışsın ve hisse senetlerinin değerlerinin sabırla yükselmesini bekliyorsun ama yüksek kazanç getirme ihtimali kadar, aynı hisse senedinin tahtasının kapanması ihtimali de var. Borsa bu, riskli yatırım. Ve o ilişkideki usta manipülatör der ki, “Arkadaşlarınla ​​veya ailenle zaman geçirmeni seviyorum. Ama çok çalışıyorsun ve parçalanıyorsun. Bir yandan bunun için de çabalıyorsun. Bu yoğunluğunda çok yıpranırsın. Sanırım bu şekilde benim aradan çıkmam iyi olacak. Sen ne düşünüyorsun? Bilmiyorum.” Normal bir ilişkide, sağlıklı bir ilişkide, karşı tarafa yükü varmış gibi davranırken ekstra bir yük yaratılmaz. Zor durumda olan, biri o zor durumda çabalarken, bir yandan da kendisine yeni bir sorun yaratılarak, seçim yapmak zorunda bırakılmaz. Şimdi bunların hepsi, olumsuz manipülasyon diyebileceğim şeyin kapsamına giriyor, kişi korkularımız veya zayıflıklarımızla oynayarak bizi manipüle ediyor, küçük şeyler bile olsa… İnsanları hayal kırıklığına uğratma korkumuz aslında bizi hayal kırıklığına uğratıyor, farkında değiliz. Bu daha çok taciz edici, zalimce ama ortalama şiddette bir manipülasyon türüdür. Ama bir de pozitif manipülasyon vardır ama yine kişi karşısındakine pozitif hissettirerek kişisel çıkarlarına hizmet eder. Bu bir tür gaz verme manipülasyonu. Pozitif dediğime bakmayın, yancılık, yalakalık ve dalkavukluk denen şeydir bu işte. Hatta size birkaç yöntemi var bu işin manipüle edildiğinizi anlayabilmeniz adına aklındaki örnekleri vereyim. 1- Karşılarındakinin Kendinden Şüphe Duymasını Sağlarlar. Bu maddeleri kısa geçeceğim örneğin bu maddeyi açıklamak gerekirse “sen dedin ya” ya da “Yoo ben öyle demedim” cümlelerini çok sık sarfeden insanlar sizi kendi kendi gerçekliğinizden şüpheye düşürür. Yani önce delirtirler sonra deli derler. Şöyle diyebiliriz kukla oynatmaktan zevk alan kukla idare etmekten aşırı haz duyan özgüvensiz insanlar sizi delirterek sizin özgüveninizi düşürürler ki kendi seviyelerine inebilesiniz. seviye eşitliyorlar yani. 2-Karşılarındakini Suçluluk Tuzağına Düşürme Konusunda Uzmandırlar. Bunun da yöntemleri vardır birer cümleyle aktarayım size. Kendi yaptıkları kadar çok iş yapmadığınızı her fırsatta öne sürmek. Geçmişte yaptığınız hataları sürekli başınıza kalkmak Geçmişte sizin için yaptıkları iyilikleri hatırlatmak ve 0nlara “borçlu” olduğunuzu hissettirmek. Kızgınmış ve küsmüş gibi davranmak ama sonra onlara sorduğumuzda ortada bir sorun olduğunu inkar etmek Kısacası pasif-agresif davranışlarda bulunmak 3- Nezaketten, Merhametten, Etik Davranışlarınızdan Dibine Kadar Yararlanırlar. İlginçtir ki olması gereken artı özelliklerimiz ne yazıkki en çabuk manipülatörler tarafından kokusu alınan özelliklerdir. Fakat onlar bunu sizi methetmek için değil sömürmek için kullanırlar Türkçedeki elini veren kolunu alamaz atasözü aslında duygusal bir manipülasyonun güzel bir tarifidir. Siz iyilik yaptığınız için iyi hissedersiniz bu güzel bir şeydir. Ama bunun travma yaratan kısmı bir gün sizin ihtiyacınız olduğunda onların ortalıkta olmadığını anlamanızdır. Bu yüzden iyilik yaparken iyilik beklemeyin derim ben çünkü beklemediğin iyiliğini kötülüğünü de yaşamazsınız. Hatta nankörlük ihtimalini göze alamıyorsanız iyilikte yapmayın çünkü iyilik toplum adalet sistemimizde en çabuk cezalandırılan suçtur. 4-Bilerek Yanlış Bilgi Yayarlar Ve itibar yönetiminiz onlar tarafından yapılır çokta iyi yapılmaz bu görev. Genellikle bu tür insanlar minareyi çalmadan kılıfı hazırladıkları için sizin hakkınızda çevreye sizden önce davranarak eleştirisel yorumlarda bulunurlar. Bu önyargı yaratır insanlarda. Zaman içerisinde negatif enerjileri çevrenizden hissederken bir yandan da o kişiyle yaşadıklarınızı anlatmak istediğinizde size inanan tek kişiyi çevrenizde bulamazsınız. İşin kötüsü genel olarak çevreden aldığınız tepki ya da umursamama yani tepkisizlik, yine kendinize olan inancınızı sorgulamanıza sebebiyet verir ve Buda yine değersizlik ve özgüven eksikliği duygularını beraberinde getirir. 5- Asla Suç Üstlenmezler Ve Suçu Kabullenmezler. Üstelik ortada onlara ait bir suç varsa ki bu yeteneklerini ayakta alkışlıyorum bir şekilde işlenen suçun kendilerine karşı işlendiğine insanları ikna ederler. İşte buna benim nefret ettiğim kurban psikolojisi adı verilir. Ajitasyon dediğimiz yine insanların çevrenin de merhametine oynanılan mağdur psikolojisi ile ilgi toplayan ve çok da farkına varmadığımız varamadığımız bir gizli narsızım de denilen kişilik bozukluğu türünün en önemli özelliğidir. 6-Manipülatif Özelliklerini Saklamakta İyilerdir. Boynunda tabela olan bir manipülatör gördünüz mü? Kılık değiştirme konusunda üstün yetenekleri vardır. Onları daha da güçlü yapan da budur. Bu haltı yerken yakalanabilme ihtimallerinin farkındadırlar tabii ki. Bu konuda uzmanlaşanlardan bahsediyorum. Yine az önce söylediğim cümleye geliyorum daha önce çok minare çaldıkları için kılıfı hazır ve hatta yedekli tutarlar. 7-Yaptıkları Her Şeyi Normal Gösterirler. Hatta sizin o yaptıkları şeyi yanlış görmenizi büyük şok ve şaşkınlıkla karşılarlar. İşin ürkütücü olan kısmı öyle benim ikna yeteneğim vardır yaptım eski mesleğim dolayısıyla kişiliğim dolayısıyla da ama yanlış bir şey kullanırsanız bunu doğru olanı yanlış olan Sandırırsanız karşınızdakine ve buna ikna ederseniz kişi yine kendini sorgulamaya başlar. Özet karşısındakini güçsüzleştirerek kendini güçlü gören zavallıların kurbanlarıyla dolu toplumlar 8- Cahil taklidi yaparlar. Bunu genellikle son çare olarak kullanılır. Yani hataları yüzlerine vurulursa ve çok net bir hata varsa ortada, öyle mi işte biz böyle gördük adem vallahi ben hiç bilmem böyle şeyleri adabı muaşeretten anlaman gibi kelimeler kullanırlar ya da sizden bir şey istediklerinde sen niye yapmıyorsun dediğinde işte ben anlamam derler yani cehalet en güçlü silahlarıdır. Hatta cehalet genel olarak atom bombasıdır. Ben maddeleri saydıktan sonra genelde kapatırım ama bir konu özetle dikkat çekmek istiyorum. Sizi sürekli yeren insanın negatif enerjisinin farkına varmak o kadar zor değildir ve onlardan gelebilecek bir kötülük bizleri çok da şaşırtmaz. Benim fikrimi yoran onaylanma ihtiyacının sürekli artması sebebiyle tabii ki sosyal medya yüzünden arttı bizleri överek pohpohlayarak ve bize kendimizi iyi hissettirerek hatta sonrasındaki gelecek kötülükleri tahmin bile edemememizi sağlayarak bizi sömüren ve travmalara sürükleyen pozitif manipülasyon dediğim halbuki çok negatif olan manipülasyon türü. Mesela övgü benim için çok içten olduğunda anlamlı ama o övgü öven kişinin çıkarı doğrultusunda kullanıldığı zaman psikolojik şiddetin sözlük karşılığıdır. Övülmek çok güzel bir şeydir. Bir örnek vererek bu konuyu anlatmak istiyorum. Mesela, sizin hiç maddiyata önem vermediğinizi düşündüğünü söyleyen biri ve hatta bu konuda sizi sürekli öven biri, kısa bir süre sonra sizden borç para istediğinde o sevdiğiniz övgüyü kişiliğinize yakıştırdınız övgüyü sahiplenirsiniz ve karşınızdaki kişiyi düş kırıklığına uğratmamak için belki de, ya da kendinizi kendinizi ispatlamak için normalde vermeyeceğiniz bir miktarda borcu güle oynaya verirsiniz. Hatta gururlanırsınız bile kendinizle. Ama aynı öykü sebebiyle belki de bir ay sonra geri ödeneceği söylenen o borç, geri ödenmediğinde, senelerce isteyemezsiniz. Yani övüldüğünüzde bence dikkat edin, acaba o övgüler, yani bizi biraz da şımartan şeyler, bize yakıştığını düşündüğümüz ama aslında bize yapışan sıfatlar, o göğsümüzü kabartan cümleler, içten ve karşılıksız mı sarf ediliyor yoksa sarf edenin çıkarına mı çalışıyor? Bu tekniğin ikili ilişkilerde cicim ayları ve balayı evrelerinde ortaya çıkması daha olasıdır, görünüşünüze iltifat edebilirler, bilginize, kariyerinize, deneyiminize, sohbetinize, karşınıza gözünüze, her şeyinize iltifat edebilirler, ancak bunu onlara ileride istedikleri bir şeyi almak için yaparlar. Bu tür davranışlara duygusal insanlar, kayıtsız kalamazlar. Ah canım benim, ne hoş adamsın ne tatlısın, derler. Ben hep derim ki, övgüler şişme ki yergiyle de sönme. Aslında burada devreye giren konu onaylanma ihtiyacının fazlalığı. Çünkü biz kendimizi biliyorsak ve tanıyorsak, fiziğimizi, karakterimizi, kariyerimizi, sohbetimizi, erdemimizi, merhametimizi, başkalarına ispat etmek için değil de, kendi iç huzurumuz için, aynaya rahat bakabilmek için, mükemmellik için uğraşmayıp, temiz bir kalple elimizden geldiği kadarıyla gösterebiliyorsak, yani kendimizi görebilmek için başkalarının gözüne ihtiyaç duymuyorsak, gerçekdışı ve abartılı övgülerle kendimizi olduğumuzdan fazla görmeyiz. Çünkü başkalarının gözleri ve sözleri bizi bu kadar etkileyecekse eğer, ağızları torba değil ki büzesin; fiziğini Öven kişi ve bundan çok hoşlandığını gören kişi, bir gün kilo aldığında, seni bu konuda eleştirirse, onun gözlerine ve sözlerine olan ihtiyacını fark etmişse, yapacağı ilk eleştirinin seni çok yaralıcağını bilir. İşte bazen övgülere verilen değer, yergilere değer yükler. Ve beynimiz o kadar nankördür ki, övgüyü değil de, yergiyi hatırlar. Aslında özellikle ülkemizde ikili ilişkilerde, evliliklerde kimi zaman bilinçli, kimi zaman da tecrübe sayesinde öğrenilen bu işe yarıyor hissiyatıyla bilinçsizce sarf edilen evliliğin cicim aylarındaki övgüler manipülasyonu meşrulaştırır. Ve sanırım “birinç” diyeni yani bunu ilk uygulayanı manipülatör, diğerini ise manipüle edilen konumuna getirir. İnsan kendini kayırır diyorum ya son videolarım da hep, bazı cümlelerin işine yaradığını hissedenler içgüdüsel olarak o cümleleri sarf etmeyi alışkanlık haline getirirler. Bu hepimizin yapabileceği bir manipülasyondur. Bir annenin çocuğuna sebze yedirmek için söylediği yalanlar, yaptığı oyunlar işe yarıyorsa eğer, bu bir alışkanlık haline gelebilir. Ve burada anne kendi çıkarına değil evladının sağlığını düşünmektedir. Yani ikna gücü olan bunu karşı tarafın da çıkarına gözeterek gösteren kişi manipülasyon yeteneği olduğu halde bunu iyilik için kullanan kişidir. Yani süper kahramanlar güçlerini iyiye hizmet ettikleri için sevdiğimiz kahramanlar. Aynı gücü kötülük için kullansalardı onların gücüne saygı duymazdık ve filmin sonunda kahramanımız tarafından rezil edilmesini beklerdik. Güçler eşit ama amaçlar farklı ve filmin kaderini değiştiriyorlar değil mi? Yani manipülasyon iyi amaçla kullanıldığında olumlu bir özelliktir ama insan içgüdüsü karşı tarafı az düşünüp daha bencil olduğu için ne yazıkki kendi çıkarları için de bunu kullanabilir. Kullansın tabi. Ama karşı tarafa olan sonuçlarını mutlaka düşünsün değil mi? Manipülasyonun kötüye kullanılması aslında dikkat etmemiz gereken konu ve olumsuz manipülasyon da olumlu manipülasyon da karşı tarafa uzun vadede zarar veriyorsa bu tehlikeli bir durumdur. Aslında bazılarının bilinçdışı yapıldığının bazılarında bunu hesaplı yaptığını düşünebiliriz değil mi yani olumsuzun da dereceleri var. Bunu bilmek ve anlamak mümkün değildir çünkü kişi bunu huy edinmişse bilinçli ve planlı yapıyorsan büyük ihtimalle yüzleştiğimizde de o kişiyle farkında değilim diyecektir farkında olmadan yapan biri olursa da farkında değilim diyecektir. Yani bunun çözümü bir kere farkına çünkü kendinizi sorgulamayı utanç duymayı ya da fazla övgüyle şişmeyi bırakırsınız. Yani övgüde yergi de size söylenenleri süzerek, kendinizi tanıyarak, neyin ne olduğunu bilerek, yani kendinizi biraz yukardan ve dışardan bakarak kısacası farkındalığımızı artırarak bertaraf edebileceğiniz kavramlardır. Bunun farkına vardıktan sonra yapılabilecek iki şey vardır. Önce manipülatörle güzel bir yüzleşmek, ardından o bahane mi değil mi bilmediğimiz hiç farkında değilim özür dilerim cümlesini duymak, ve bu Özün içtenliğini ve samimiyetini anlamak için de bir şans daha vermek. Çünkü farkında değilse, karşısındakine de kendisi kadar değer veriyorsa bu hareketi bir daha yapmaz. Ama bilinçli yapıyorsa bu yüzleşmeden sonra dozu arttırarak devam edecektir. Fakat sizi duymadıysa eğer veya anlamadıysa, çok güzel bir atasözü vardır biliyorsunuz; sağıra sözünü köre yüzünü süslemeyeceksin ve oradan ayrılacaksın. Genelde beni üzen ise farkındalığı az insanlar değil, farkındalığı olduğu halde ve gerekli yüzleşmeyi yaptığı halde aynı yüzleşmeyi defalarca yaparak borsadaki hisse senetlerinin değerinin düştüğünü kabullenemeyerek yenildiği için güreşe doyamadığından, çok farkındalığıyla ne yazık ki özgüvensizlikle ve biri tarafından kukla gibi manipüle edilerek hayatına devam edenler... Beni üzen bu işte bilmemek önemli değil ama bildikten sonra uygulayamamak insanı mahvediyor işte. Yaşayan ölü böyle bir şey. İşin kötüsü o yaşayan ölüler, başkalarını da ısırarak bulaşıcı bir hastalık gibi yayılıyorlar. Mutsuzluk bulaşıcı mutsuzluk ise tramvaya nasıl dönüşüyor biliyor musunuz mutsuzluğa bile bile, göre göre maruz kalarak. Lütfen kendinize iyi bakın ve bu makalede anlattığım türde insanlar tanıyorsanız, ya hayatınızdan uzaklaştırın ya da hayatınızda yer almak zorunda olsalar bile onların kurbanı olmayın… Sevgiler Nilgün BODUR NİLGÜN BODUR İLETİŞİM LİNKLERİ: NİLGÜN BODUR ONLINE RANDEVU NİLGÜN BODUR SOSYAL MEDYA KANALLARI INSTAGRAM FACEBOOK YOUTUBE SPOTIFY TWITTER PINTEREST LINKEDIN NİLGÜN BODUR RESMİ WEB SİTESİ NİLGÜN BODUR KİTAPLARI ONLINE SATIŞ LİNKLERİ TÜM KİTAPLARI KAİDEYE TAMAH ETMEYEN İSTİSNADIR HAYAT AKILLANDIM ARTIK ŞİMDİ DAHA DELİYİM YANLIŞLIKTAN DEĞİL YALNIZLIKTAN SEN GİTTİN YA BEN ÇOK GÜZELLEŞTİM SIRADAKİ TEŞEKKÜRÜM BANA YANLIŞ YAPANLARA

  • Kıskançlık Belirtileri

    10 Madde ile Kıskançlık Belirtileri İşte kıskanıldığınızı size kanıtlayacak maddeler Bu 10 maddeyle size karşı kıskançlık besleyen bir kişiyi bu duygudan vazgeçiremeseniz de o kişiyle olan ilişkinizde yaşanan bazı durumlar sebebiyle karşınızdakinin samimiyetinden şüphe duyduğunuz için, kendinize kızmaya son verebilirsiniz. Geçtiğimiz senelerde yine belirtilerini madde madde anlattığım bir Arkadaş Kıskançlığı ve Kıskançlık Belirtileri yazısı yayınlamıştım. Bir proje için bazı videolarımı deşifre ettiğimiz için tekrar izlediğimde ise, bazı maddeleri de biraz daha açmak ve yeni maddeler eklemek istedim ve kıskançlığı genel olarak yani sadece arkadaş kıskançlığıyla sınırlamayarak anlatmak istedim bu kez de size. Yazıma devam etmeden önce bu blog yazısını okumak yerine dinlemeyi ya da izlemeyi tercih edenler için YouTube video linkini de paylaşmak istedim. Okumaya devam etmek isteyenler ise aşağıdaki linke tıklamadan devam edebilir. İleri boyutları antisosyal kişilik bozukluğuna sahip insanlarda görülen bu hastalıklı duygunun davranışa yansıdığında farkına varılabilecek alametlerinden en azından kendi bildiğim kısmını ve genelde o duyguyu duyanın ve yansıtanın değil de muhatabının ya da diğer bir deyişle kurbanının terapi görmesiyle sonuçlanan bazı ruhsal ve/veya fiziksel tahribatlarından da bahsetmek istedim. Üniversite okumamış bir genç, üniversite okuyan bir akranının üst düzey yönetici olduğunu görüp de geldiği ve bulunduğu konuma imrenirse mesela, kendisi de üniversite okumaya karar verebilir. Bu imrenme hissi güçlü bir motivasyondur ama sonuçlar tabii ki aynı olmayabilir. Yine de kimseye zarar vermeden, bilakis bir amaç edinerek ve o amaç doğrultusunda, kendisi için olumlu bir karar vermiştir. Sonucu Allah bilir… Sonuç zaten hiçbir zaman garanti değildir. Diyelim ki aynı konuma ulaşamadı ve zamanında imrendiği o kişiyi gördükçe kendini kötü hissetmeye ve yine aynı kişiye sebepsizce sinirlenmeye başladı. Bu duyguyu yaşayan kişi, hemen içine dönmeli ve o kötü duyguyu analiz etmelidir çünkü başta oldukça insani gibi gelen bu duygu, zamanla hastalıklı bir duruma evrilebilir İmrenme ve gıpta etme olarak başlayan duygularının zehirli bir kıskançlığa dönüştüğünü itiraf etmek istemez kendisine… Kendini her daim kayıran beyniyle de, zamanında örnek aldığı o kişiye kusurlar bulmaya çalışır belki de birdenbire. Her yaptığı her söylediği batmaya başlar ve o kişi kendisine yardım da etse, borç da verse, bir tavsiyede de bulunsa; egosu tavan yaptı, ukala, numaradan yapıyor, hava atıyor bana gibi düşüncelerle beyninin kendini kayırmak üzere kodlanan ve şeytani tarafıyla düşünmeye başladığının farkına varamayabilir… Bu durum kendisine zarar veriyorsa eğer ki becerebiliyorsa karşı tarafı da üzmemek ve ileride onun da kendisini sorgulamasını önlemek için açıkça “Ben galiba negatif düşüncelerle boğuşuyorum ve seni gördükçe başarısızlığımı hatırlıyorum. Görüşmeyi azaltalım ya da ben bu düşüncelerden kurtulunca sana dönüş yapayım” demektir ideal bir dünyada kişinin yapması gereken. Hiç vaki olmadığından tabii bu ideal durum daha basit bir yöntem olabilir mi diye düşündüm. O da karşı tarafa “ne oluyor ya” dedirtecek de olsa, hayatından çıkmak… Ama ne yazık ki dediğim gibi çok etikmiş gibi anlattığım bu 2. yöntem bile karşı tarafa acı bir verecek bir yöntem olup, kendisini sorgulamasına sebep olacaktır Ama en azından bir süre sonra o acı ya da varsa yara geçebilir ve izi kalmayabilir. Sessizlikle ve zamanla iki taraf da durumu kendi içinde sindirebilir. Ama bu yöntem seçilmezse ve eğer ki bir de kıskandığınız kişiyle yakın bir ilişki içindeyseniz size beyninizin oynadığı ve gerçek sandığınız “Ben kıskanç değilim, o kötü “ adlı oyunun bir yandan da saçmalığını içten içe hissedip sıklıkla da gerçekliğinden şüphelenirsiniz., Ama büyük ihtimalle o oyun sayesinde bu adaletsiz dünyayı kaldırabildiğiniz için ve de şüphe duymak zor geldiği için gerçeğiniz yaptığınız o oyunu, bolca onaylatmak istersiniz çevrenizdekilere. Kendinizi başarısız görmek ya da başarısızlıkları doğal karşılayıp kabullenmek yerine başaranları kötü görmenize yarayan ve sizin için oldukça motive edici olan bu düşünce oyununuzun onaylanması şüphelerinizi azaltacaktır çünkü… Hayatın cilvelerini ve adaletsizliğini kabullenip geçemediğiniz ve kendi amaçlarınız doğrultusunda çaba göstermeye devam etmek de çok zor geldiği için beyninizin oyununu diğerleriyle de paylaşmaya başlarsınız işte bu sebeplerle. Yolunuzda yürümek yerine bir ara durduğunuz ve başkasının yolunu izlemeye başladığınız için bolca vaktiniz de vardır tabii. Başaranın bunlardan haberi yoktur çoğu zaman. Hatta başardığının bile farkında değildir belki. Yürüyordur işte, durursa beyni ona da oyun oynar diye korktuğundan belki de. Kim bilir? İşte o an başlar, başaranı kötü gösteren yalanlar. Daha kötü bir senaryo daha vardır. Aynı durumda bir başkası hiç imrenmeden, hiç çaba göstermeden, yani okuyup da çalışıp da onun gibi olayım diye anlattığım “imrenme” safhasını bile yaşamadan, bu oyunları oynamaya başlayabilir… Önce kendisiyle ve sonra da ne yazık ki bomboş oldukları için yeni oyuncular arayıp bulabildiklerinden mütevellit, oldukça kalabalık bir güruhla… Güruh da boşsa bir de takım olarak sayısız gol atarlar defansı ve kalecisi olmayan takımın boş kalesine… Sahaya inip duruma bir bakmak isterse karşı takımın tek oyuncusu kırmızı kart çıkar hemen, hakem olduğunu bile hiç bilmediği birinden… Atılan gollerden lime lime olmuş kalenin filesini de eline verip gönderirler…. Ama kalanlar bilmezler. Kazandıkları galibiyet değildir. Çünkü onlarla kimse oynamamıştır. Karşı takımın olmadığı bir maçta boş kaleye gol atmanın sevinciyle hayatı geçirmeleri mümkün değildir. Bu sebeple boş kale arayıp dururlar hep birlikte ilerleyen günlerde… Oysaki bir uğraş bulsalar kendilerine en azından başkalarının gol atabileceği boş da olsa dikili bir kaleleri olur bu evrende… Kıskançlık kıskananın farkında olmadığı ve beyninin oynadığı oyunlara başkalarını da ortak yaptığı bomboş bir oyundur ve ne yazık ki o oyunun sonunda elde edildiği sanılan boş zaferle, kıskanılanın ruhu da kalesi gibi lime lime olur. Ama ne yazık ki kıskanç ruhların o boş zaferden başka kazanacakları tek bir zafer daha yoktur. Beriki yeni bir kale dikmek için uğraşmaktadır. Kim bilir belki de bu kez aldığı dersle iyi bir defans ve iyi bir kaleci de bulur. Kendisiyle oynadığı için kimseye gol atmak gibi bir amacı da yoktur. Hatta bu adaletsiz oyundan büyük bir kazancı da olmuştur. Gol yememek için defans yapması gerektiğini öğrenmiştir. Tuhaf belki ama kıskançlığın galiba yine tek faydası sonunda sadece lime lime ettiği ruhlara olur… İşte kaleleri başlarına yıkılmadan defansı önceden kurmak isteyenler için bu maddelerle “alametleri” anlatayım istedim. Ve her alamet anlatışımda üstüne basa basa söylüyorum. Bu alametleri ellerde aramayın. Çok önem vermediğiniz uzak çevreler size zarar veremez. Zararın gücü kişiye verdiğiniz önemle orantılıdır. En büyük yarayı sizde en yakınınız daha doğrusu yakın sandığınız açar… Öyleyse sizi son derece kıskanan veya kıskanan birinin gösterebileceği davranışlardan 10 tanesini sıralamaya başlıyorum. Farkındalığınızı arttırabilmek amacıyla. Farkına varınca içinde bulundukları durumun herkes için farklı olabileceğini de bildiğimden ne yapabileceklerine de kendileri karar vereceklerdir, eminim… Benim çorbadaki tuzum olsun istedim bu maddeler… KISKANÇLIK BELİRTİLERİ : 1- Kıskanç İnsanlar Başarılarınızı Küçümserler Benlik saygısı düşük olan insanlardır tabii ki bu insanlar, bu yeterince iyi olamama hissi, başkalarının başarısını bir tehdit olarak görme eğilimi de yaratır. Sonuç olarak, diğerlerini rotadan çıkarmaya ve başarılarını az görmeye ve öyle göstermeye çalışırlar. Bu onların kendilerini geliştirmelerinin tek yoludur. Yani başkasını azaltarak kendi sabit durumlarını çok sanmak ve sandırmak… Kıskanç bir insan, yaptığınız hiçbir şeyi asla iyi olarak kabul etmeyecektir. Başarılarınızı ve gurur duyduğunuz her şeyi küçümseyecektir. Başarınız için sizi tebrik etmek yerine, reddetmeye ve size de durum öyleymiş hissettirmeye çalışırlar Yani olur ya sevinirseniz ve paylaşırsanız bu sevinci, büyütülecek bir şey olmadığına kendilerini, çevrenizdekileri ve hatta sizi bile ikna edeceklerdir. 2- Kıskanç İnsanlar Hakkınızda Kötü Konuşurlar Kıskanç birinin hakkınızda başkalarına iyi bir şey söylemesini mi beklemiyorsunuz değil mi? Konuşacaklardır hatta iyi gibi konuşacaklardır ama söylediklerinin altındaki yılanlık diğerlerinin bilinç altına yerleşecektir. Olur ya sizin kulağınıza gelirse ve yüzleşirseniz o yılanlığı hissetmenin içgüdüsüyle niyetlerinin iyiliğine sizi bile inandıracaklardır. Ne söylendiği değil, nasıl söylediği çok önemlidir ve size de nasıl söylediğini anlattığında belki ikna olmayı istediğinizden ikna da olacaksınızdır. Anlattıkları doğru olsa da sorundur aslında çünkü güveninize ihanet edilmiştir. Ki genelde yalandır ve bu kez de zaten iftira niteliği taşır ve kanunen bile suçtur. Ama yalan ya da doğru söylentileri başlatmaktan ve yaymaktan da çok hoşlanırlar çünkü konuşabilecekleri bir konuları yoktur. Kariyerlerini dedikodu, fitne ve iftira konusunda uzmanlaşarak yaptıkları için size okuduğu bir kitabı ya da izlediği bir filmi, bir hobisini, yaptığı hayır işlerini, iletişimde olduğu bir insanla ilgili olarak kendi yaşadığı bir duygu durumunu anlatması mümkün değildir… Çünkü bunlar hayatında yoktur. Çünkü yalan çok vakit alır. Doğru kolaydır. Bilirsin ve söylersin biter ama yalan kariyer olunca yıllarını da alınca insanın, kurgusu, yönetimi, dallanması, budaklanması zaman alır ve takip gerektirir. Çünkü doğru ortaya çıkmasın diye de özen ve çaba göstermek gereklidir. Olmayan oldurmak ve bir de büyütmek ve yaşamasını sağlamak takdire şayan bir emektir. Bunu neden yaparlar peki? Tahmin ettiğiniz gibi kendiler iyi olamadığından, siz daha kötü yaparak giderleri olduğuna inandırırlar önce kendilerini ve sonra da geri zekâlılardan seçtikleri iç görüleri olmayan ve anlatılan yalanlara inanmaya teşne ve sayıları da oldukça yüksek el alemi 3- Kıskanç İnsanlar Sizin Haberiniz Bile Olmayan Bir Yarışta Sizinle Rekabet Ederler Kıskanç insanlar size içlerinden meydan okuyup, sizi özenle yine içlerinde sessizce kurguladıklarından mütevellit size bildirilmemiş yarışa sokarlar. Onlarla aynı ligde bile olmayan ve rakipliğinden bihaber olan rakipleriyle federasyondan habersiz kaçak maçlar düzenlerler. O rakip de maç yaptığını bilmediğinden ya da bir maçta olduğunu hissetse de sonucun kendi ligini etkilemeyeceğini düşündüğünden belki de bile isteye maçı kaybeder. Yenilgisine sevinir hatta, karşı tarafı mutlu ettiğini hissettiğinden. Maç boyunca yapılan faullere, hilelere, elleriyle attıkları gollere göz yumarlar bu sebeple… Birini iyi hissettirmek atılan gollerden ve kazanılan maçtan daha büyük bir ödüldür onlar için. Kıskançlıktan beyni yanmış insanın amacı yine, boş kaleye gol atarak, karşısındakini zayıf ve kendisini güçlü görmeye ve göstermeye çalışmaktır… Hep görmeye ve göstermeye diyorum. Çünkü zaferlerini başkaları görmezse ve tebrik edip onaylamazsa olmayan bir maçı kurgulamanın, o maçta oynamanın ve nihayetinde kazanmanın saçmalığından bir ara şüphe etmekten korkacaklardır. Dedim ya yalan emek ister. Boşa gitsin ister mi o kadar emek veren hayatını üzerine kurduğu yalanlara… 4- Kıskanç İnsanlar Sizi Yıkmak ve Yıldırmak Amacıyla Eleştirirler Bir şeyi başarmak için ne kadar çalıştığınız veya ne kadar yetenekli olduğunuz önemli değildir onlar için. Kıskanç olan bir kişinin sizin için tek duygusu vardır o da kıskanmaktır. Fakat öyle çetrefilli bir duygudur ki bu adını başka bir şey koymak telaşıyla başka isim de veremezler. Kıskancım ben resmen ya demez ki insan kendine ya da diğerlerine. Bu sebeple bir dolu yalan ve yancı duygular yüklerler sizin için zihinlerine, beyinlerine, davranışlarına, kararlarına, sözlerine, kalplerine… Başka duyguya yer kalmaz ki bedenlerinde… Sonuç olarak, bu yancı duyguları yaratırken zorlanmamak için de sizi her zaman yanlış yapan, onlara kötü davranan, ukala, beceriksiz, çirkin ama sadece şansı yaver giden bir aşağılık olarak göreceklerdir… Oysaki azıcık düşünseler bulurlar. Bu kadar yakınınızda olan, sizin koşulsuz sevdiğiniz, güvendiğiniz, her şeyinizi paylaştığınız, ilişkinizde emek verdiğiniz kişi adi düşüncelerini sizinle hiç paylaşmadığı için de bilmediğinizden ve yüzünüze gülmeye devam ettiğinden dolayı hayatınızdaki mücadelenize bir de haber verilmeyen maçlar eklenen birinin aslında ne kadar şanssız olduğunu bilseler kıskanmak yerine acırlar… Ve çok şanssız olduğunuzu da anlamazlar ama dedim ya kıskançlığın çetrefilli oluşundan kaynaklı istihab haddini aşmıştır beyinleri…Bu yüzden şanslı görünürsünüz gözlerine. Yanmıştır beyinleri yolculukta bir yerlerde… Ve işte eleştirerek ve azarlayarak aslında bir bok olmadığınızı size sürekli anlatarak öğrenmenizi isterler ve bildiğinizden ya da unutmadığınızdan emin olmak için de yaptıkları tekrarlarla bilgilerinizi pekiştirirler. Onlar için bu sizin için verdikleri büyük çabadır ve siz de bir bok olmadığınız halde değerli vakitlerini çalmaktasınızdır. Bu lütuflarını da göze soktuklarından anlamamanız ihtimaline yer bırakmayacaklardır. Minnettar olmanız gereklidir. Bir bok olmayıp bir de nankör olmak istemezsiniz değil mi? Hatta bu eleştirilerde genellikle kendileriyle veya başkalarıyla kıyaslamak suretiyle yara almanızı sağladıklarını sanırlar. Çünkü kendilerini sizinle kıyaslayıp büyük yara almışlardır zamanında. Karşılarındakini de kendileri gibi sanırlar… Bir süre sonra yara almadığınızı hissedip dozu arttırırlar ve ne yazık ki sonunda sevdiğinizin söyledikleri bilinç altınıza işler… Ve hayat ile verdiğiniz mücadeleye bir de kendinize yaptığınız telkinler eklenir… Her şeyi bırakın, sevdiğiniz biri sizi eleştirince ona iyi görünmek için haddinden fazla çabalamak bile yorgun düşmek için, tükenmek için yeterlidir… 5- Kıskanç İnsanlar Kaçak İltifat Ederler Kıskançlık, tipik olarak düşük benlik saygısının bir sonucu olduğundan, genellikle kişi kendi benliğini algılamaktan kaçınır. Kim kötüyü görmek ister ki kendisinde? Sizi kıskananlar bu duyguyu maskelemek için çeşitli yöntemler geliştirirler. Alaycılık da bunlardan biridir. Yüksek sesle ağladığın için sana gerçek bir iltifat bile edemezler. Hak etmediğiniz başarılara ve güzelliklere sahip olduğunuzu düşünen insanlar size iyi hissettirmek ister mi? Akıllıca gizlenmiş bir hakaret olması için uğraşırlar iltifat etmek konusunda zaruri hissettikleri anlarda. Mesela saçınızın modelini değiştirirsiniz ve berbat olmuş demezler özellikle kalabalık bir grup içindeyseniz ve herkes size ne kadar yakıştığını söylüyorsa o anda. Olumsuz eleştirilerini başlasa olduğunuz anlara saklamayı da bilirler. Ne yorucu değil mi? İçtenlik ve gerçeklik olmayınca hayatta büyük mesai aslında kötülük ve hasetlik. Mesela derler ki “Çok yakışmış bak. Bunu kocan seni aldatmadan yapsaydın da adam başka kadına gitmeseydi.” 6- Kıskanç İnsanlar Sahne Çalarlar Kıskanç bir insanın görmek istediği son şey, spot ışıklarının size dönmesidir. Sizi güven dolu görmek ve tüm ilgiyi çekmeniz onların gerçek anlamda aklını kaybetmesine sebep olabilir. Buna kesinlikle dayanamazlar. Bu duygular, kendilerinde olmayan bir şeyi, yeteneği, bilgiyi, aşkı, parayı kabullenemedikleri gibi, bir başkasında olmasından da rahatsız olan beyinlerindeki kısa devre yapmış ve yanmış noktalardan kaynaklanır. Bilimsel açıklamaya çalıştım bu kez. Umarım becermişimdir. Başkalarının bırakın başarısını parasını, huzurunu ya da hayallerini bile duymaya dayanamazlar. 7- Kıskanç İnsanlar Bir de Meraklıdırlar Kıskanç insanlar her zaman burunlarını işinize sokarlar. Hayatınızda olan her şeyi takip ederler. Sanki sizinle olan her şeyi bilmek zorundadırlar, zar zor iletişim halinde olsanız bile onlarla, alırlar ağzınızdan sırlarınızı ve verirsiniz siz de… dedim ya zaten bu kıskanç insanlar zaten kıskanılan insanların en yakınları… Kıskanılanda travma yaratması ve kıskanın da bu kadar emek harcayıp sabotaj planları yapmasının sebebi zaten yakın olmaktır. Ve bu merak ve akabinde size yöneltilen sorular sizin cevaplarken sandığınız gibi iyiliğinizi çok önemsedikleri için değildir. Çevreye çarpıtarak yayabilmek için, sizin hakkınızda doğru bilgilere ihtiyaçları vardır. Harcadıkları zaman ileride yalanlarının tutarlı ve gerçek görünmesi için kullanacakları doğrularınız içindir. Alt yapı harcaması yani… Hatta o harcanan zamanı da size gösterdikleri sabır veya lütuf gibi eklerler ileride anlatacakları yalanların yanına. Tabii ki, gerçekten aradıkları şey onlara güvendiğinizden rahatlıkla itiraf edebildiğiniz içinde bulunduğunuz kirli ya da lekeli basit ve insani bir durumdur ama onların ihtiyaçları zaten bir toz zerresidir…Onlar üzerinizdeki toz zerresini çamur yapmayı çok iyi bilir. 8- Kıskanç İnsanlar Anlamsız Tartışmalar Yaratmaya Çalışırlar Kıskanç bir insanla onlarla yaşadığınız basit bir şey hakkında konuşmaya çalışırken, hatta çok sıradan ve onlarla ilgili bile olmayan bir olayı onlara anlatırken, bir şekilde yanlış olduğunuzu kanıtlamak için farklı konulara girip, kendilerini olayın içine yerleştirip ya da size haksızlık yapan birinden bahsediyorsanız, o kişiye avukatlık etmeye başlayıp saçmalarlar. Ama sorun bunu anlamak zordur. Çünkü genellikle sizi hiçbir konuda kayırmayı düşünmedikleri halde karşı tarafın haklı alternatif sebeplerini düşünüp bulurlar. İlginç olan tartışmalarda konu ikinizin arasında yaşananlar olduğunda, sizin alternatif sebeplerinizi hiç bulamayan ve düşüncesiz davranan ama böyle kabul ettiğiniz ve yine de sevmekten vazgeçmediğiniz bu insanlar , evinize gelen bir ustanın yanlış yaptığı ya da yapamadığı şeylerden falan bahsettiğinizde bile onlar için mesleğine ömrünü adamış 40 yıllık bir avukattan daha iyi savunma yaparlar o usta için… Siz, sizi yumuşatmaya çalışıyor sanırsınız, alternatif kötü bir sebep düşünmezsiniz bile konu sevdiğinizse tabii…Oysaki asıl amaç size her zaman sorunları büyüten ve bir başkasının hatalarını gören, edepsiz ve geçimsiz bir kişi olduğunuzu kanıtlamaktır. Allahtan avukat kimliğine bürünür. Ya hâkim olsa? Müebbet cezası yiyebilirsiniz boya ustasının her yerde döktüğü ve çıkaramadığınız boyalar için hayıflandığınızda. Bu insanlar aynı zamanda enerji vampirleri olarak da bilinir. Kendi hayatlarında hayal kırıklığına uğradıklarında anlatmak, paylaşmak, teselli edilmek yerine ketum davranıp içlerindeki nefreti besleyen bu insanlar, o nefreti de konfor alanları yapıp kimsenin içinde olduğu duruma bakamayacak hale gelirler. Onlar gibi sefil olmanı isterler. Hak verirlerse rahatlarsın diye korkarlar. Kendileri gibi nefretle dol isterler. 9- Kıskanç İnsanlar Hatalarınıza Bayılırlar Kıskanç insanların kendilerine ait kayda değer başarıları olmadığından, başkalarını övmek zorunda kalacakları durumlarla karşılaşmaktan çok korkarlar. Bu zehirli insanlar, başkalarının bir sorunla mücadele ettiğini veya bedbaht halde olduğunu görünce çok rahatlar. Bir hata yapın ya da bir tür kaybınız olsun, yardım etmeyi şuraya bırakın, yüzünüze vurmak için her an yanınızda olmak isterler. Her an olamazlar ama başkalarına anlatmaları lazımdır çünkü. Hatta ballandıra ballandıra anlatacaklarından çok vakit gereklidir. Kusura bakma bugün arayamadım canım dediklerinde, anlayışla karşılayın, olur mu? 10- Kıskanç İnsanlar Kötü Tavsiyeler Verirler Sizi kıskanan birinden iyi niyetli, faydalı bir tavsiye alamayacaksınızdır. Ne de olsa onların amacı sizin tavsiyelerine ihtiyaç duyduğunuz o durumdan çıkmamanızdır. Hatta siz kendi düşüncenizi ya da kararınızı söylerseniz o durumla ilgili kararlarınızdan ve kendinizden şüphe etmenize bile neden olurlar. Etrafta her zaman kıskanç insanlar olacak ve ne kadar çok başarılı, zengin, mutlu, huzurlu olursanız da, o kadar çok olacak zaten. Ama artık birisinin sizi kıskandığına dair alametleri bildiğinize göre, ne yapacağınıza karar verebilirsiniz. Ben derim ki onları bulun ve hayatınızdan çıkarın ya da en azından uzak tutun. Ama muhtemelen tüm belirtilere rağmen sevdiğiniz söz konusu olunca kör ve sağır olmayı seçen o minnoş kalbiniz sebebiyle gözünüze sokulmadan anlamanız da zor olacaktır. Sevdiğinizden olur ya şüphe duyarsanız kendinize kızan insanlarsanız, doğruyu bildiği halde yapamayanlardansınız demektir. Yine de bu yazıyı okuduğunuzda ya da aşağıda linklerini paylaştığım videoları izlediğinizde ve bu maddeler size tanıdık geldiğinde yalnız değilmişim hissi geldiyse bile yeterlidir benim için. Acı çekmeyi önleyemeyiz belki ama tek başımıza çekmediğimizi bilmek bile iyileşme yolunda olumlu bir adımdır… İşte benim tek motivasyonum da bu anlatırken sizlere… Yalnız olmadığımı ve yalnız olmadığınızı ispatlamak… Amaç, acı çekerken yalnız hissetmeyerek bir nebze de olsa şifalanmak… Acınız, yalnızlığa sürüklediğinde sizi, çevrenizdeki akbabalar sebebiyle sadece acı değil, kendinizden ettiğiniz şüphe de eklenir çünkü bir de yaşadığınız olumsuz duygulara ve o duygu işte, çok fena… Acı çektiğiniz için bir de, kendinizi deli zannedersiniz o şüphe duygusuyla… İşte ben de bilin diye anlattım. Yalnız değilsiniz… Deli de değilsiniz. Sadece kötü insanlara denk geldiniz… Nilgün BODUR İLETİŞİM KANALLARI NİLGÜN BODUR ONLINE RANDEVU NİLGÜN BODUR SOSYAL MEDYA KANALLARI INSTAGRAM FACEBOOK YOUTUBE SPOTIFY TWITTER PINTEREST LINKEDIN NİLGÜN BODUR RESMİ WEB SİTESİ NİLGÜN BODUR KİTAPLARI ONLINE SATIŞ LİNKLERİ TÜM KİTAPLARI KAİDEYE TAMAH ETMEYEN İSTİSNADIR HAYAT AKILLANDIM ARTIK ŞİMDİ DAHA DELİYİM YANLIŞLIKTAN DEĞİL YALNIZLIKTAN SEN GİTTİN YA BEN ÇOK GÜZELLEŞTİM SIRADAKİ TEŞEKKÜRÜM BANA YANLIŞ YAPANLARA

Hepsini Görüntüle

Diğer Sayfalar (13)

  • TÜM KİTAPLARI | NİLGÜN BODUR

    NİLGÜN BODUR KİTAPLARI Sıradaki Teşekkürüm Bana Yanlış Yapanlara, Sen Gittin Ya Ben Çok Güzelleştim, Yanlışlıktan Değil Yalnızlıktan, Akıllandım Artık Şimdi Daha Deliyim ve Kaideye Tamah Etmeyen İstisnadır Hayat adlı beş kitabı bulunan Nilgün Bodur, tüm kitaplarıyla da çok satan kitaplar listesinin zirvesine çıkmayı başaran deneme yazarıdır. 0 1 KAİDEYE TAMAH ETMEYEN İSTİSNADIR HAYAT Nilgün Bodur'un, "Hayatı, insanları, aşkları, arkadaşlıkları, duyguları, başkaları tarafından yazılmış ama nedense farz sandığımız ve bu sebeple de sorgulamadan uyguladığımız kurallarını; belki kimilerine göre hadsizce ama kişi kendini kayırır ya; bana göre oldukça cesurca sorguladığım beşinci kitabım" olarak tanımladığı ve doğru bildiğimiz yanlışar konusunda farklı bakış açıları sağlayan ve okuruna kendini, çevresini, hayallerini, geçmişini ve tüm doğrularını sorgulatan 'Kaideye Tamah Etmeyen İstisnadır Hayat' yazarın, felsefe konulu denemelerini içeren ve çok satanlar listelerinin zirvesinde yer alan kitaplarından 5.si ve en yenisi SATIN AL 0 2 AKILLANDIM ARTIK ŞİMDİ DAHA DELİYİM “Kendi kendine konuşana deli derlermiş. Olsun... Başkalarıyla konuşup anlaşılamamak ya da yanlış anlaşılmak yerine, kendimle konuşmayı yeğlerim ben. Başkasının benim için ne düşündüğünü düşünürken delirmekten iyidir; kendi kendime konuşurken delirmek. Madem delireceğim, şanıyla deliririm. Nilgün Bodur'un yaşadığı bir travma sonrasında kendini çevresinden izole eden ve kendi kendine konuşup en sonunda kendisiyle barışan bir kadının diyaloglarını içeren kitabı.Süper ego ve id benliğin çatışmasını yansıtan ve yazarın Felsefe türüne yöneldiği ve toplumda verilen gizli kimlik savaşlarını sürükleyici diyaloglarla ve büyük ustalıkla aktardığı bu kitap yazarın 4. kitabı. SATIN AL KAİDEYE TAMAH ETMEYEN İSTİSNADIR HAYAT AKILLANDIM ARTIK ŞİMDİ DAHA DELİYİM 03 YANLIŞLIKTAN DEĞİL YALNIZLIKTAN Bazı kitaplar sadece konuşmakla kalmazlar, dokunurlar da. Temas da ederler insana. Oturup düşünürler seninle birlikte..Güldürürler de. Seninkine çok benzeyen bir hikayeleri vardır. Sürekli bir arada olmak istersin bu tür kitaplarla. Bu kitap onlardan biri işte...Nilgün Bodur’un zekice kullanabildiği bir mizah becerisi var her şeyden önce. Ne güldürmekten yana kaygısı var, ne de estetik çabası... Kaleminin insancıllığı büyüleyici... Kelimelerle kurduğu özgün ilişki kadar, herkesin baktığı manzaraya kendince oluşturduğu yorum ve çıkarımlarıyla da okurda yeni düşünüş pencereleri açabiliyor olması çok değerli. Psikolojik tahlilleri, fazlasıyla kayda değer. Özellikle insan ilişkileri üzerine kaleme aldığı hikayeleri, başlı başına lirik bir filozofi.Yazarın kendi hayatından da derin parmak izleriyle dolu, Okuması eğlenceli ve duygulu bir anlatı. İnanıyorum ki herkese iyi gelecek bir kitap bu...Şifa olmak için değil, şifa bulmak için yazılmış çünkü. / Editörden. SATIN AL YANLIŞLIKTAN DEĞİL YALNIZLIKTAN 04 SEN GİTTİN YA BEN ÇOK GÜZELLEŞTİM Türkiye'de raflarda yerini almadan ön siparişle satış rekoru kırarak bu konuda bir ilke imza atan ve 42 hafta çok satan kitaplar listelerinin zirvesinde yer alan "Sen Gittin Ya Ben Çok Güzelleştim" bitenlerin, gidenlerin ardından yazılmış ama kin ya da intikam duygusu barındırmayan bir anlatıma sahip. Yazarın insanın yalnızlığıyla da barışık ve mutlu olabileceğini anlattığı bu kitapta her kadın kendi yaşantısından izler bulabiliyor. Nilgün Bodur'un kendi yaşamını oldukça samimi bir şekilde ve açık yüreklilikle anlattığı kitap, okurları tarafından tam bir başucu kitabı olarak tanımlanıyor SATIN AL SEN GİTTİN YA BEN ÇOK GÜZELLEŞTİM 05 SIRADAKİ TEŞEKKÜRÜM BANA YANLIŞ YAPANLARA Her güne gülümseyerek başlamak için bir sebep bulmak, canınızı sıkanları umursamamanız gerektiğini hatırlamak, standart kusursuz hayatlar yerine kendi hayalinizi yaşamanın o kadar da zor olmadığını fark etmek, kendi değerinize, sağlığınıza, huzurunuza sahip çıkmak, herkese yetmek, her işe yetişmek her zaman kolay değil belki. Ancak bir yol arkadaşı elinizden tutarsa başka... Hayatı boyunca biraz daha fazla kahkahanın peşinde koşan, anılar biriktiren, hayaller kuran, yorulup tökezledikçe yeniden ayağa kalkmaktan usanmayan, geleceği hep umutla bekleyen, gözyaşına da, hatalarına da sahip çıkan, neşesinden kolay kolay vazgeçmeyen bir kadının hikâyesi bu. Herkese tanıdık gelecek. SATIN AL SIRADAKİ TEŞEKKÜRÜM BANA YANLIŞ YAPANLARA NİLGÜN BODUR İLETİŞİM GÖRÜŞME RANDEVUSU Nilgün Bodur ile yüz yüze konuşmak isterseniz tek tıkla randevu alabilirsiniz. Detaylar için tıklayın. SİZE ÖZEL BLOG SAYFASI Blog sayfamıza üye olarak siz de kendiniz yazılarınızı paylaşabilir, yorum alabilir veya size özel blog sayfanızı online arşiv olarak kullanabilirsiniz. MESAJ VE YORUM İletişim formunu doldurarak siteye abone olduktan sonra mesajlarınızı bize iletebilirsiniz SORU VE CEVAP Bize sıkça sorulan soruların cevaplarını verdik. Sizi bekletmek istemedik. İŞ BİRLİĞİ ÖNERİLERİNİZ Kurumsal iş birliği teklif ve önerilerinizi e-posta adresimize tüm detaylarıyla iletebilirsiniz.

  • NİLGÜN BODUR | YAZAR

    NİLGÜN BODUR YAZAR - İLETİŞİM DANIŞMANI - SOSYOLOG NİLGÜN BODUR İLE ONLINE GÖRÜŞME RANDEVUSU ALIN NİLGÜN BODUR ONLINE DANIŞMANLIK NİLGÜN BODUR KİTAPLARI NİLGÜN BODUR TÜM KİTAPLARI KAİDEYE TAMAH ETMEYEN İSTİSNADIR HAYAT Bütün acılar geçer. Bazıları delip geçer Bazıları geçmez sanılır geçer Bazıları da geçmesin istersin, yine geçer. Bir de bakarsın o acılar Zamanı geldiğinde Merhem yerine bile geçer. Başka bir acının üzerine sürersin. O da geçer. SATIN AL AKILLANDIM ARTIK ŞİMDİ DAHA DELİYİM Bilirsin, gittim demem ben... Bilirim çünkü giden ben olsam da çoktan gitmiştir benden, beni gitmeye mecbur eden… SATIN AL YANLIŞLIKTAN DEĞİL YALNIZLIKTAN DEVAMI Birlikte karar verilmişçesine “ayrıldık” demek, birinin gidişinin, diğerinin ise kalışının yükünü hafifletecektir. Biri onursuz, diğeri de mutsuz görünmeyecektir. “Ayrıldık” kelimesi kadar yanlış kullanılan bir yüklem daha yoktur Türkçe’de. Sevişmek, özlemek, mutlu olmak, birlikte davranmayı gerektirir. Ayrılık ise birinin kaçışı, diğerinin acısıdır ve “biz” öznesine hiç yakışmamaktadır. SATIN AL SEN GİTTİN YA BEN ÇOK GÜZELLEŞTİM Sadece hayatta değil, ayakta da kalarak, mutlu olarak, kahkaha atarak yeneriz düşmanlarımızı. En büyük intikam, intikamı bile düşünmemektir. En büyük intikam, bizsizliktir. En büyük intikam, senin aynada gördüğünü onun artık görememesidir. SATIN AL SIRADAKİ TEŞEKKÜRÜM BANA YANLIŞ YAPANLARA DEVAMI Olduğu gibi kabul ederim her şeyi ben. Olmazları olur yapmaya ise hiç uğraşamam... Seveceği varsa sever, gideceği varsa gider, geleceği varsa; göndeririz kendisini, tekrar gider... Oluruna bırakırım hep, Zaten hayırlı değilse gelenler, geldikleri gibi giderler... Bir tek saçımı olduğu gibi bırakamam Hep topuz yaparım. Onun dışında her şeyi öyle olduğu gibi bırakırım... Oysa farkında değil "olduğu gibi" bıraktıklarım, Ben aslında çoğu şeyi henüz "olmamışlar" diye bıraktım... SATIN AL NİLGÜN BODUR ÖZGEÇMİŞ NİLGÜN BODUR HAKKINDA NİLGÜN BODUR KİMDİR? DEVAMI 1974 yılında İstanbul'da dünyaya gelen Nilgün Bodur, Avusturya Kız Lisesinin ardından İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi İşletme Bölümünden mezun oldu. 2020 yılında ise, felsefe, psikoloji ve sosyolojiye bilim dallarına çocukluğundan beri olan ilgisi sebebiyle ,2. lisans eğitimini İstanbul Üniversitesi Sosyoloji bölümünde eğitimini sürdürmeye karar veren yazar, eğitiminde 3. Yılını tamamladı. Kariyerinde, Eren Holding çatısı altında bulunan, Burberry, Lacoste, Swatch, Gant, Coach, Nautica ve Calvin Klein gibi bir çok yabancı markanın yanısıra Damat ve Desa gibi yerli markalar bünyesinde görev yapan Nilgün Bodur, Kurumsal İletişim, Reklam ve Pazarlama konularında gerçekleştirdiği, kendisine ve çalıştığı firmalara dünya çapında ödüller kazandıran yaratıcı projelerle de, perakende sektörünün önde gelen pazarlama ve iletişim uzmanlarından biri olarak yer aldı. Sosyal medya platformlarında paylaştığı fikirler ve yazdığı makalelerle geniş kitlelerin ve özellikle de kadınların dikkatini çeken Nilgün Bodur, kısa süre içerisinde samimi kalemi ve okurlarında farkındalık arttıran dünya görüşünü ve insan ilişkileri konusundaki farklı felsefesini, sansürsüz ve samimi bir şekilde paylaşması sebebiyle geniş kitlelerin sevgisini kazandı. "Sıradaki Teşekkürüm Bana Yanlış Yapanlara" adlı ilk kitabını, 2017 yılında çıkaran Nilgün Bodur’un , takip eden beş yıl içerisinde, Sen Gittin Ya Ben Çok Güzelleştim" , “Yanlışlıktan Değil Yalnızlıktan” , “Akıllandım Artık Şimdi Daha Deliyim”, “Kaideye Tamah Etmeyen İstisnadır Hayat” adlı kitaplarının da raflarda yerlerini almasıyla, toplamda beş kitaba imza attı. Ve tüm kitaplarıyla çok satanlar listelerinin zirvesine çıkmayı başardı. Bugün, sadece yazdıklarıyla ile değil, yaşam felsefesi ve güçlü hitap yeteneğiyle de dikkat çeken Nilgün Bodur, büyük topluluklar önünde yaptığı motivasyon konuşmalarının yanı sıra kurumlara da iletişim ve pazarlama konularında motivasyon eğitimleri vererek kariyerini sürdürmekte . Sosyal medya kanallarında yaptığı samimi konuşmalarla bir çok kişiye ayna tutan Nilgün Bodur, toplum psikolojisinin ilmini alarak da sosyal platformlardaki konumunu, toplumsal farkındalığı arttırmak için kullanmayı hedeflemekte. User NİLGÜN BODUR SAYFA İÇERİKLERİ NİLGÜN BODUR SİTE İÇERİKLERİ ONLINE GÖRÜŞME Detaylar hakkında bilgi edinmek ve yer ayırtmak için tıklayın RANDEVU BLOG Nilgün Bodur'un kitaplarında yer almayan deneme yazıları için tıklayın OKU VİDEOLAR Tüm sesli kitap ve kişisel gelişim videolarımızı izlemek için tıklayın İZLE PODCAST Dinlemek için lütfen aşağıdaki butona tıklayın DİNLE NİLGÜN BODUR İLETİŞİM KANALLARI NİLGÜN BODUR İLETİŞİM KANALLARI GÖRÜŞME RANDEVUSU Nilgün Bodur ile yüz yüze konuşmak isterseniz tek tıkla randevu alabilirsiniz. Detaylar için tıklayın. SİZE ÖZEL BLOG SAYFASI Blog sayfamıza üye olarak siz de kendiniz yazılarınızı paylaşabilir, yorum alabilir veya size özel blog sayfanızı online arşiv olarak kullanabilirsiniz. MESAJ VE YORUM İletişim formunu doldurarak siteye abone olduktan sonra mesajlarınızı bize iletebilirsiniz SORU VE CEVAP Bize sıkça sorulan soruların cevaplarını verdik. Sizi bekletmek istemedik. İŞ BİRLİĞİ ÖNERİLERİNİZ Kurumsal iş birliği teklif ve önerilerinizi e-posta adresimize tüm detaylarıyla iletebilirsiniz.

  • SORULAR | NİLGÜN BODUR

    Acerca de sss NİLGÜN BODUR RESMİ WEB SİTESİ SIK SORULAN SORULAR HOW CAN I GET IN TOUCH NILGUN BODUR? You may schedule a face-to-face meeting with Nilgün Bodur with just a single click. For further details, click ONLINE APPOINTMENT HOW CAN I ORDER NILGÜN BODUR'S NEW BOOK? You can visit the link Life is the Exception That Ignores the Rules HOW CAN I FIND OUT MORE ABOUT NLGÜN BODUR'S BOOKS AND ONLINE SALES LINKS? You can access all the necessary information from the link https://www.nilgunbodur.net/en/kitap WHAT IS THE BEST WAY TO ACCESS ALL OF NILGÜN BODUR'S SOCIAL MEDIA CHANNELS? - NILGÜN BODUR'S SOCIAL MEDIA CHANNELS ARE LISTED BELOW *Instagram : https://www.instagram.com/nilgunbodur *Twitter: https://www.twitter.com/nilgunbodur *Facebook: https://tr-tr.facebook.com/nilgunbodur *Spotify: https://bit.ly/nilgun_bodur_spotify_podcast *Pinterest: https://www.pinterest.com/nilgunbodur *Linkedin: https://www.linkedin.com/in/nilgunbodur/ *Youtube: https://www.youtube.com/user/nilgunb1 HOW CAN I FIND OUT MORE ABOUT NLGÜN BODUR? You can find detailed information about Nilgün Bodur by clicking on the link https://www.nilgunbodur.net/en/hakkinda NİLGÜN BODUR İLETİŞİM KANALLARI GÖRÜŞME RANDEVUSU Nilgün Bodur ile yüz yüze konuşmak isterseniz tek tıkla randevu alabilirsiniz. Detaylar için tıklayın. SİZE ÖZEL BLOG SAYFASI Blog sayfamıza üye olarak siz de kendiniz yazılarınızı paylaşabilir, yorum alabilir veya size özel blog sayfanızı online arşiv olarak kullanabilirsiniz. MESAJ VE YORUM İletişim formunu doldurarak siteye abone olduktan sonra mesajlarınızı bize iletebilirsiniz SORU VE CEVAP Bize sıkça sorulan soruların cevaplarını verdik. Sizi bekletmek istemedik. İŞ BİRLİĞİ ÖNERİLERİNİZ Kurumsal iş birliği teklif ve önerilerinizi e-posta adresimize tüm detaylarıyla iletebilirsiniz.

Hepsini Görüntüle

Hizmetler (1)

  • NILGUN BODUR ILE ONLINE TERAPİ

    ANLATMAK ISTER MISIN? Güven duygusu herkesin zamanla artan ama karşılanamayan bir ihtiyacı oldu. Özellikle günümüz toplumunda  bireyler, yaşadıklarını, tecrübelerini, sorunlarını veya duygularını paylaştıkları kişilere güven duymakta oldukça zorlanıyorlar. Eğer ki siz de birilerine içinizi dökebilmek, akıl danışmak,  şüphelerinizi veya korkularınızı paylaşmak, kariyer, aile, dost, aşk ve ilişkiler ile ilgili konularda objektif  ve farklı bir bakış açısı duymak istediğiniz halde bu konuları çevrenizdekilere anlatmakta zorlanıyorsanız, aşağıdaki düğmeye basarak Nilgün BODUR' dan tek tıkla görüşme randevusu alabilirsiniz. Randevu saatinde ise size teyit için gönderilmiş olan e- postadaki ZOOM linkini ziyaret etmeniz yeterli olacaktır. Görüşmek üzere... ***** BILGI METNI: ONLINE TERAPI SEANS SURESI 45 DAKIKADIR VIDEO GORUSMESI OLARAK ZOOM APLIKASYONU UZERINDEN GERCEKLESIR. SISTEM ÜZERINDEN RANDEVU ALINDIGINDA, E-POSTA ADRESINIZE ZOOM GORUSME LINKI OTOMATIK OLARAK GONDERILECEKTIR. GORUSME SAATINDE GONDERILEN LINKE TIKLAMANIZ YETERLI OLACAKTIR ONEMLI NOT: Randevu alindiktan sonra 24 saat icerisinde 2000 TL tutarindaki odemenin Garanti Bankası TR07 0006 2000 1830 0006 6704 67no'lu IBAN'a yapilmasi rica olunur. Aksi takdirde randevu sistem tarafindan otomatik olarak iptal edilmektedir. Odemeyi yaparken aciklama bolumune adinizi ve soyadinizi formdaki sekliyle yazmaniz rica olunur. Randevunuzu 24 saat öncesine kadar iptal edebilirsiniz. Ucret iadesi ayni gun icinde yapilmaktadir. Odeme dekontunuzu info@nilgunbodur.net adresine gondermenizi rica ederiz.

Hepsini Görüntüle
bottom of page